Ayşe Yiğit – İzmir
Dnz haber/Baykuş Kitabevi, yazar ve akademisyen Yusuf Çopur ile “Kırık Anahtar” kitabının söyleşisine ev sahipliği yaptı. Çopur’a, “Ben, Falanca” kitabının yazarı Emre Erol eşlik ederken, söyleşiyi Sevda Anlı yönetti.
GEÇMİŞİ DEĞİL, GEÇMİŞTEKİ KENDİMİZİ ÖZLÜYORUZ
Söyleşinin en dikkat çekici başlıklarından biri özlem oldu. Çopur, insanların geçmişi özlerken aslında o dönemdeki kendilerini aradığını belirterek, “Çocukluğumun evini, mahallemi özledim derken aslında oradaki kendimizi özlüyoruz” sözleriyle salondakilere duygusal anlar yaşattı.
“SONRA”NIN TEHLİKESİ
Ertelemenin hayatımızdaki etkisine de dikkat çeken Çopur, “Sonra” kelimesinin insana zamanın sınırsız olduğu yanılgısını verdiğini söyledi.
Çopur, özellikle sevdiklerimize söylemek istediklerimizi ertelemememiz gerektiğini vurgulayarak, “Bir insana ‘Seni seviyorum’, ‘Özledim’, ‘Hakkını helal et’, ‘Görüşelim’ demeyi ertelerseniz; aynı kişiyi, aynı zamanı, hatta aynı kendinizi bir daha bulamayabilirsiniz” dedi.
KIRIK ANAHTAR: HER KAPIYI AÇMAK ZORUNDA DEĞİLİZ
“Kırık Anahtar”daki anahtar metaforunun hayatın kusursuzluğunu aramamakla ilgili olduğunu anlatan Çopur, bazı kapıların kapalı kalmasını kabul etmenin ve mükemmeliyetçilikten uzaklaşmanın önemine dikkat çekti.
Emre Erol’un da katıldığı söyleşide insanın kendini tanıması, ilişkiler, teknoloji ve hayatı erteleme alışkanlığı üzerine konuşuldu.
Gecenin mesajı ise tek cümlede toplandı:
“Hayatı sonraya bırakmayın; çünkü bazı kapılar kilitlenmez, siz dönene kadar ortadan kaybolur.”



